Kitapları kapaklarına göre mi değerlendirmeliyiz?

2012’nin sonuna kişisel ve iş konusunda verilen kararlar damgasını vurdu. İş kararlarımızdan biri bir blog yazmaya başlamaktı.

10 yıldan fazla bir süredir pazarlama endüstrisinde çalışıyorum ve ilginç reklamcılık blogları okuyorum, fakat görünüşe göre daha öğrenciyken bile blog yazan çalışma arkadaşım Ermin’in tersine henüz bir tane yazmadım 

Yani bu benim ilk blogum. Ve bu konuda biraz gerginim, aslında öyle olmamam lazım çünkü yazmanın her zaman güçlü yönlerimden biri olduğunu düşünmüşümdür. Günlükler yazdım, kitap okumayı ve onlar hakkında yorumlar yazmayı severdim ve metin yazarı olarak da çalıştım. Ne hakkında yazmam gerektiği ilk ikilemimdi. Doğal olarak insanlar meslekleriyle ilgili konularda yazarlar. Fakat ajanstaki diğer pozisyonlardan farklı olarak Müşteri Hesapları Direktörü olmak işin belirli bir kısmına odaklanmıyor olmak demektir. Müşteri hesapları farklı şeylere “burnunu sokar”. Yaratıcılık Departmanıyla yakın çalışıyorum, fakat aynı zamanda Medya Departmanıyla da. Bir dakika, PR departmanıyla da işbirliği içindeyim ve aynı zamanda Sosyal Ağları çok ilginç buluyorum. O halde ne hakkında yazmalıyım?

Dolayısıyla ilk blog konumla ilgili hala en ufak bir fikrim olmadan, haftalık market alışverişim için büyük bir alışveriş merkezine gittim. Genelde bir alışveriş listesi yaparım ve sadece alışılmış ürünleri ve güvenilir markaları satın alırım. Fakat bu sefer daha önce denemediğimiz bir yoğurt markası aldım. Celice adlı küçük bir şehirden yerel bir ürün. Firmanın adı: Milch Product Smajić. Kendimi yerel markaların güçlü bir destekçisi olarak görürüm, ancak bir şeyin kalitesi düşükse kendi ailem tarafından üretilmiş olsa bile satın almam. İyi ambalaj tasarımının ürünün iyi olduğunu garanti etmediğinin ve “kitapların kapaklarına göre değerlendirilmemesi gerektiğinin” farkındayım, fakat iyi ambalaj tasarımı ilgimi çeker.

Tüketicilerin bir ürünün görünümüne karşı çok duyarlı oldukları ve “kapakların” satın alma kararlarını önemli ölçüde etkilediği bir dönemde, bu eski özlü sözleri hatırlamanın çok faydası yok. Bir yumuşatıcı almam gerektiğinde her zaman kendi kendimle bir savaş veririm. Mercator yumuşatıcı markasının bildiğimiz ve Duel markası adı altında satın aldığımız yumuşatıcıyla aynı olduğunu fark ettim. Mercator tarafından üretilen yumuşatıcının görsel olarak herhangi bir dünya markası gibi görünen Duel’in aksine kötü bir görünümü vardı.

Fakat biz Smajić yoğurdu konusuna dönelim. Şiddetle tavsiye ediyorum. Bu piyasadaki en iyi yoğurt, mükemmel bir lezzeti var ve kaymak gibi. Fakat gelelim ambalaj tasarımına. Tahmin ettiğiniz gibi o kadar kötü ki öncelikle onu nasıl fark ettiğime hala şaşıyorum. Bu durumda, her zaman olduğu gibi, kendime Bosna Hersek üreticilerinin işin bu kısmına neden bu kadar az önem verdiklerini sordum. Pazarlama hala gereksiz bir masraf kalemi olarak mı görülüyor, yoksa gerçekten de görsel bir kimlik tasarımı, logo ya da ambalaj tasarımına ayıracak paraları mı yok? Halkımızın güzel ambalajları hak etmediğine mi inanıyorlar, yoksa acaba Sırbistan ya da Hırvatistan’daki tüketiciler kadar iyi değil miyiz? Neden komşu ülkelerin güçlü markaları varken bizim yok? Sanırım işin kolayı bunun için de savaşı suçlamak.

Ambalaj tasarımı ürün/üretici ile pazar/tüketici arasındaki iletişimin önemli bir unsurudur. Fark edilebilir şekil, renk, logo hatlar ve resimler olmadan alışveriş mağazalarında bir şey satın almak bir kabusa dönerdi. Dolayısıyla ambalaj tasarımı önemlidir çünkü dikkat çeker, ürünle ilgili bilgi verir ve tüketicilere satın alma kararları konusunda yardımcı olur. Smajic tarafından üretilen yoğurt gerçekten çok iyi, fakat ambalajı…en hafif tabiriyle albenisiz. Eminim daha iyi bir tasarım ve birçok diğer pazarlama aktivitesi satışları büyük oranda arttırırdı. Dolayısıyla lafı bir kenara bırakırsak, eğer ambalaj tasarımını yenilemeye karar verirse, Smajic Süt Fabrikası sahibini bize ulaşmaya (e-mail: suzana@mita.ba) davet ediyorum. Hizmetlerimizde %70’lik bir indirim yapacağımıza söz veriyoruz.